Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Para
Kendini yığın haline getiren bir millet payidar olamaz.
Tek kaygısı para olan bir yığın yaşayamaz.
Cemil Meriç
 
Para, çok kazanana, 'işte bu kadar değerliyim' dedirtir.
 
Peki öyleyse, az kazanan veya hiç kazanamayan da, 'hiçbir değerim yok' mu demeli?
 
Parayı değerli yapan arkasındaki emektir. Onu kazanmak için harcadığımız emektir. Alınteridir parayı değerli kılan.
 
Para bir değişim aracıdır. Bir kitap beş milyon TL. dediğimiz zaman; gerçekte onun değerinin, asgari ücretli bir işçinin bir buçuk günlük çalışmasına eşit olduğunu söylemiş oluruz. Değişim aracı olarak para, alış verişlerimizde bize büyük kolaylık sağlar.
 
Ama eğer, paranızın kazanılmasında, elde edilmesinde alınteri yoksa, paranın değeri de yoktur. Olamaz. Onu çok kolay israf edebilir, hatta yakabilirsiniz. Sözgelimi piyangodan gelen milyarların hiçbir değeri yoktur. Bu şekilde elde edilen paradan yeni değerler üretildiğine ben şahit olmadım. Böyle havadan gelen paraların, sahiplerine hayır getirmediğine dair haberler gazete arşivlerinde mevcuttur. Nasıl hayır getirsin ki? O paralarda, onu kazanamayan milyonların hayal kırıklığı ve 'gözü' var.
 
Para konusundaki en önemli yanlışımız; cemiyet hayatımızda, neredeyse onu tek değer olarak kabul etmek. Her şeyin değerini parayla ölçmek. Parayı 'tek kaygımız' haline getirmek. Bu bizi insanlığımızdan uzaklaştırır. Çürütür. Yozlaştırır. 'Para gelsin de nasıl gelirse gelsin, helal, haram farketmez' demeye başlarız. Gözümüz hep başkalarının kazancında olur. Gözümüz asla doymaz. Böyle bir insanda, böyle insanların oluşturduğu bir toplumda huzur kalır mı? Böyle bir toplumda birbirine güven kalır mı? Bütün ilişkilerimiz 'şimdi nasıl bir kazık yiyeceğim? Bu ilişkiden benim menfaatim ne olacak?' düzeyine inmez mi? Böyle bir topluma 'millet' diyebilir miyiz?
 
Para; sayın Sakıp Sabancı’nın, kitabına verdiği isim gibi 'Başarının Ödülü' de olamaz. Eğer öyle olsaydı, en başarılı insanlar olarak uyuşturucu ve silah kaçakçılarını kabul etmemiz gerekecekti. Yine bu hesapça rüşvet alan görevlilere de 'aferin ne kadar başarılısınız, ne güzel götürüyorsunuz! Götürün götürün, para başarının mükafatıdır’. Dememiz gerekirdi. Namusuyla çalışıp, aybaşlarını zor getiren görevlilere de 'arkadaş başarısızsın' deyip işten çıkarmamız icap ederdi.
 
Tabii, kazanılan para harcamak içindir. Parayı cömertçe harcamalısınız. Cömertçe harcamak demek, savurmak demek değildir. Parayı barda, pavyonda, kumarda harcamak, tabak kırmak, ceket yakmak savurganlıktır. Bir dilim bile olsa ekmeği, bir kaşık bile olsa yemeği çöpe atmak, bir damla bile olsa suyu boşa akıtmak israftır. Buna karşılık, hiç tanımadığımız bir insanın tedavisi için veya bir çocuğun eğitimi için bütün servetimizi harcamak israf değil, cömertliktir.
 
Alıterinizle kazandığınız parayı, huzur içinde, çömertçe harcayın. Niyetiniz temizse hiç korkmayın. Paranız asla bitmeyecektir. Harcadıkça daha fazlasını kazanacaksınız. Eliniz bol olsun, bolluğu yaşayın.
 
Bilir misiniz ki, Kur’an’da en çok övülen ve yapılması tavsiye edilen davranışın 'cömertlik' olduğunu?